6284 Uygulamasında Tartışılan Temel Sorunlar

6284 Uygulamasında Tartışılan Temel Sorunlar

6284 sayılı Kanun, şiddete uğrayan veya şiddet tehlikesi altında bulunan kişilerin hızlı biçimde korunmasını sağlayan önemli bir düzenlemedir. Ancak bir kanunun etkili olması yalnızca metninde güçlü tedbirler bulunmasına değil, bu tedbirlerin somut olaylara uygun, ölçülü ve denetlenebilir biçimde uygulanmasına bağlıdır.

Uygulamadaki tartışmaların önemli bir kısmı Kanun’un koruma amacından değil; kararların verilme, gerekçelendirilme, uygulanma, uzatılma ve denetlenme biçiminden kaynaklanmaktadır. Bazı durumlarda koruma taleplerine zamanında cevap verilmemesi mağduru ciddi tehlike altında bırakabilirken bazı durumlarda da kapsamı yeterince belirlenmeyen tedbirler kişilerin aile ve özel hayatına gereğinden ağır müdahaleler oluşturabilir.

Bu nedenle 6284 uygulaması yalnızca “tedbir verilsin veya verilmesin” karşıtlığı üzerinden değerlendirilmemelidir. Asıl mesele, gerçek risklere etkili şekilde karşılık veren ve aynı zamanda keyfî uygulamaları önleyen bir sistem kurulmasıdır.

Koruyucu ve Önleyici Tedbirlerin Birbirine Karıştırılması

Uygulamadaki temel sorunlardan biri, koruyucu ve önleyici tedbirler arasındaki kanuni ayrımın yeterince gözetilmemesidir. Koruyucu tedbirler şiddet tehlikesi altındaki kişiye güvenlik ve destek sağlarken önleyici tedbirler hakkında karar verilen kişinin davranışlarını sınırlandırır.

Bu ayrım özellikle “delil veya belge aranmaz” hükmü bakımından önemlidir. Kanunun 8. maddi, koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için delil veya belge aranmayacağını açıkça düzenler. Önleyici tedbirlerin ise Kanun’un amacını tehlikeye sokacak şekilde geciktirilemeyeceği belirtilir.

Her iki düzenlemenin aynı anlama geldiğinin kabul edilmesi, başka bir kişinin haklarına müdahale eden tedbirlerde gereklilik ve ölçülülük incelemesinin göz ardı edilmesine neden olabilir. Hızlı karar verilebilmesi ile hiçbir değerlendirme yapılmaması birbirinden ayrılmalıdır.

“Delil Aranmaz” Hükmünün Sınırsız Yorumlanması

6284 sayılı Kanun kapsamında koruma sağlanması için her durumda ceza mahkûmiyeti, sağlık raporu veya tanık beyanı aranması koruma mekanizmasını etkisiz hâle getirebilir. Şiddet olayları çoğu zaman tanık bulunmayan ortamlarda gerçekleşir ve mağdurun başvuru anında resmî belge sunması mümkün olmayabilir.

Bununla birlikte “delil aranmaz” ifadesinin, dosyaya sunulan hiçbir bilgi veya belgenin incelenmeyeceği biçiminde yorumlanması da sorunludur. Özellikle itiraz ve uzatma aşamasında mevcut belgeler, açık çelişkiler ve değişen koşullar değerlendirilmelidir.

Doğru yaklaşım, ilk aşamada kesin ispat aramadan hızlı koruma sağlamak; sonraki aşamalarda ise tedbirin gerekliliğini, kapsamını ve süresini etkili şekilde denetlemektir.

İlk Kararların Bireyselleştirilmeden Verilmesi

Şiddet tehlikesinin ciddi ve yakın olduğu durumlarda ilk tedbir kararının karşı taraf dinlenmeden verilmesi gerekli olabilir. Ancak aynı tedbirlerin bütün dosyalarda standart olarak uygulanması, somut olay değerlendirmesinin zayıflamasına neden olur.

Örneğin iletişim yoluyla gerçekleştiği ileri sürülen bir tehdit nedeniyle iletişim yasağı verilmesi anlaşılabilirken aynı olayda konuttan uzaklaştırma, geniş kapsamlı yaklaşmama ve çocukla bütün ilişkinin kaldırılması ayrıca değerlendirilmelidir.

Mahkeme her tedbir bakımından şu soruları dikkate almalıdır:

  • Tedbir hangi tehlikeyi önleyecektir?

  • İleri sürülen olayla tedbir arasında bağlantı var mıdır?

  • Aynı koruma daha sınırlı bir önlemle sağlanabilir mi?

  • Tedbirin süresi riskin niteliğine uygun mudur?

  • Çocuklar ve diğer aile bireyleri nasıl etkilenecektir?

Bireyselleştirme yapılmadan verilen kararlar, gerçek koruma ihtiyacını karşılamada yetersiz veya gereğinden ağır olabilir.

Bütün Tedbirlerin Birlikte Uygulanması

Kanun, gerekli görülmesi hâlinde birden fazla tedbirin aynı anda uygulanmasına imkân tanır. Ancak kanunda sayılan bütün tedbirlerin her dosyada bir paket hâlinde verilmesi zorunlu değildir.

Uzaklaştırma, yaklaşmama, iletişim yasağı, silah teslimi ve çocukla kişisel ilişkinin kaldırılması farklı haklara müdahale eder. Her birinin dayandığı risk ve ulaşılmak istenen koruma sonucu ayrı değerlendirilmelidir.

Bir tedbirin gerekli bulunması, diğer bütün tedbirlerin de kendiliğinden gerekli olduğu anlamına gelmez. Özellikle çocukla ilişkiyi etkileyen veya kişinin çalışma hayatına doğrudan müdahale eden tedbirlerde daha dikkatli bir inceleme yapılmalıdır.

İlk Tedbir Süresinin Otomatik Olarak Altı Ay Belirlenmesi

6284 sayılı Kanun, ilk tedbir kararının en fazla altı ay süreyle verilebileceğini düzenler. “En fazla altı ay” ifadesi bir üst sınırdır; her kararın altı ay süreyle verilmesini zorunlu kılmaz.

Bütün dosyalarda doğrudan altı aylık tedbir uygulanması, sürenin olayın özelliklerine göre belirlenmediği izlenimi doğurabilir. Riskin ağırlığı, devam etme ihtimali ve tedbirin muhatabı üzerindeki sonuçları değerlendirilmelidir.

Bazı olaylarda altı aylık koruma gerekli olabilirken bazı olaylarda daha kısa süre yeterli olabilir. Tedbirin süresi, koruma amacına ulaşmak için gerekli olandan daha uzun olmamalıdır.

Uzatma Kararlarının Otomatikleşmesi

Tedbir süresinin sona ermesi, önceki kararın kendiliğinden uzamasını sağlamaz. Devam kararı için güncel koşulların yeniden değerlendirilmesi gerekir.

Uygulamada ilk başvurudaki iddiaların, yeni olay veya güncel risk incelemesi yapılmadan uzatma kararlarında tekrar edilmesi önemli bir tartışma alanıdır. Tedbirin ilk verildiği tarihteki koşullar zaman içinde değişmiş olabilir.

Uzatma değerlendirmesinde özellikle;

  • Yeni olay veya tehdit bulunup bulunmadığı,

  • Tedbirin ihlal edilip edilmediği,

  • Tarafların ayrı yaşam düzeni kurup kurmadığı,

  • Riskin devam edip etmediği,

  • Tedbirin toplam süresi,

  • Çocuk ve aile hayatına biriken etkisi

incelenmelidir.

Yeni bir olay bulunmaması tedbirin mutlaka kaldırılmasını gerektirmez. Ancak kararın devamı yalnızca geçmiş iddiaların varlığına dayandırılmamalıdır.

Kalıp Gerekçeli Kararlar

Kalıp gerekçe, farklı dosyalarda kullanılabilecek genel ifadelerle karar verilmesi ve somut olayın özelliklerinin yeterince açıklanmamasıdır.

“Şiddet tehlikesinin devam ettiği”, “talebin Kanun’un amacına uygun olduğu” veya “kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu” gibi ifadeler, dosyaya özgü değerlendirmelerle desteklenmediğinde yeterli olmayabilir.

Kalıp gerekçeler şu sorunları doğurabilir:

  • Kararın hangi olaya dayandığı anlaşılamaz.

  • Tedbirin neden gerekli olduğu belirlenemez.

  • İtiraz hazırlamak güçleşir.

  • Üst veya itiraz merciinin etkili denetim yapması zorlaşır.

  • Aynı tedbirin neden uzatıldığı açıklanamaz.

  • Daha hafif tedbir seçeneklerinin değerlendirilip değerlendirilmediği bilinemez.

Kararın uzun olması şart değildir. Kısa fakat somut bir gerekçe, uzun ve genel ifadelerden daha etkili olabilir.

İtirazların Yalnızca Şeklen İncelenmesi

İlk tedbir kararının acil koruma amacıyla sınırlı bilgi üzerinden verilmesi mümkündür. Bu nedenle itiraz aşaması, hakkında tedbir uygulanan kişinin açıklamalarını ve belgelerini sunabileceği temel denetim mekanizmasıdır.

İtiraz merciinin yalnızca başvurunun süresinde olup olmadığını kontrol etmesi ve ardından ilk kararı kalıp ifadelerle onaması, itiraz yolunun etkili kullanılmasını engelleyebilir.

Etkili itiraz incelemesinde;

  • Sonuca etkili iddialar,

  • Yeni sunulan belgeler,

  • Tedbirin süresi ve kapsamı,

  • Çocukla kişisel ilişkiye etkisi,

  • Değişen yaşam koşulları,

  • Daha hafif tedbir seçenekleri

değerlendirilmelidir.

İtirazın reddedilmesi tek başına hak ihlali anlamına gelmez. Sorun, ret kararının esaslı iddiaların incelendiğini göstermemesidir.

Koruma Taleplerinin Yetersiz İncelenmesi

6284 uygulamasındaki sorunlar yalnızca gereğinden ağır tedbirlerle sınırlı değildir. Gerçek ve yakın şiddet riski taşıyan bazı başvuruların yeterli araştırma yapılmadan reddedilmesi veya etkisiz tedbirlerle karşılanması da ciddi sonuçlar doğurabilir.

Koruma talebi değerlendirilirken yalnızca fiziksel saldırı bulunup bulunmadığına bakılmamalıdır. Tekrarlanan tehdit, ısrarlı takip, silaha erişim, önceki şiddet olayları ve tedbir ihlalleri birlikte değerlendirilmelidir.

Verilen tedbirin kâğıt üzerinde kalmaması; kolluk, sosyal hizmetler, sağlık kurumları ve ilgili diğer birimler arasında etkili koordinasyon sağlanması gerekir.

Risk Değerlendirmesinin Standart Olmaması

Şiddet tehlikesinin değerlendirilmesinde bütün olaylara uygulanabilecek tek bir formül bulunmaz. Ancak kararların benzer risk göstergelerini tutarlı biçimde ele alması gerekir.

Risk değerlendirmesinde şu unsurlar önem taşıyabilir:

  • Önceki şiddet olaylarının ağırlığı,

  • Tehditlerin sıklığı ve içeriği,

  • Ölüm veya ağır yaralama tehdidi,

  • Silaha erişim,

  • Israrlı takip davranışı,

  • Ayrılık veya boşanma sürecindeki gerilim,

  • Tedbir kararlarına daha önce uyulmaması,

  • Çocuklara yönelik tehdit,

  • Ekonomik ve sosyal bağımlılık,

  • Korunan kişinin güvenli bir yere erişiminin bulunmaması.

Risk göstergelerinin sistemli şekilde değerlendirilmemesi, benzer olaylarda farklı ve öngörülemez kararların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Tedbir Kararlarının Yetersiz Uygulanması

Tedbir kararı verilmesi, korumanın tamamlandığı anlamına gelmez. Kararın ilgili kişilere bildirilmesi, kolluk tarafından uygulanması ve ihlal iddialarının etkili biçimde değerlendirilmesi gerekir.

Uygulamada şu sorunlarla karşılaşılabilir:

  • Kararın geç tebliğ edilmesi,

  • Korunan kişinin güvenlik ihtiyacının takip edilmemesi,

  • Yaklaşmama sınırlarının belirsiz olması,

  • İhlal ihbarlarının sıradan aile tartışması olarak görülmesi,

  • Farklı kolluk birimleri arasında bilgi aktarılmaması,

  • Çocuk teslimi sırasında tarafların karşı karşıya getirilmesi,

  • Tedbir kararlarının farklı mahkeme dosyalarına zamanında ulaşmaması.

Korumanın etkili olması için kararın açık, uygulanabilir ve ilgili kurumların erişimine uygun olması gerekir.

Tedbir Kararının Açık ve Öngörülebilir Olmaması

Hakkında tedbir uygulanan kişinin hangi davranışlardan kaçınması gerektiğini anlayabilmesi gerekir. Belirsiz kararlar hem korunan kişinin güvenliğini zayıflatabilir hem de tedbir ihlali konusunda tartışma yaratabilir.

Kararda mümkün olduğu ölçüde;

  • Tedbirin kapsadığı kişiler,

  • Yaklaşılmaması gereken adresler,

  • Varsa yaklaşmama mesafesi,

  • İletişim yasağının kapsamı,

  • Çocukla kişisel ilişkinin uygulanma şekli,

  • Başlangıç ve bitiş tarihi,

  • İhlalin sonuçları

açıkça gösterilmelidir.

“Korunan kişinin bulunduğu hiçbir yere yaklaşmama” gibi geniş ifadeler, tarafların aynı işyerinde veya küçük bir yerleşim yerinde bulunması hâlinde uygulama sorunlarına yol açabilir.

İletişim Yasağında Zorunlu İletişim Sorunu

Taraflar arasında çocuk, ortak iş, sağlık, borç veya malvarlığı nedeniyle zorunlu bilgi paylaşımı gerekebilir. Tam iletişim yasağı bulunması, bu işlemlerin nasıl yürütüleceği konusunda belirsizlik yaratabilir.

Bu durumda doğrudan iletişim yerine;

  • Avukatlar aracılığıyla yazışma,

  • Mahkemenin belirlediği iletişim kanalı,

  • Çocuk teslim merkezi,

  • Yetkili kurum veya uzman aracılığı,

  • Yalnızca zorunlu konularla sınırlı yazılı sistem

kullanılabilir.

Kararda güvenli iletişim yönteminin belirlenmemesi, tarafların tedbiri ihlal etmeden zorunlu işlemleri nasıl gerçekleştireceği konusunda sorun doğurabilir.

Eşe Yönelik Tedbirin Çocuklara Otomatik Yansıtılması

Eşe yaklaşmama veya iletişim yasağı, her durumda çocukla ilişkinin de tamamen kaldırılması anlamına gelmez. Çocuğa ilişkin risk ayrıca değerlendirilmelidir.

Eşler arasındaki çatışmanın çocuk üzerinde olumsuz etkisi bulunabilir. Ancak çocukla ilişkinin sınırlandırılmasında;

  • Çocuğun doğrudan risk altında olup olmadığı,

  • Şiddete tanık olup olmadığı,

  • Ebeveyniyle mevcut bağı,

  • Uzman raporları,

  • Refakatli görüşmenin yeterli olup olmayacağı,

  • Uzun süre görüşmemenin sonuçları

incelenmelidir.

Çocukla kişisel ilişkinin otomatik biçimde kaldırılması, çocuğun üstün yararının bireysel olarak değerlendirilmemesi sonucunu doğurabilir.

Çocuğun Üstün Yararı Kavramının Soyut Kullanılması

“Çocuğun üstün yararı” çocukla ilgili bütün kararlarda temel ölçüttür. Ancak bu kavramın yalnızca karar sonucunu destekleyen genel bir ifade olarak kullanılması yeterli değildir.

Mahkeme, hangi somut olguların çocuğun üstün yararını etkilediğini açıklamalıdır. Çocuğun güvenliği, psikolojik gelişimi, ebeveynleriyle ilişkisi ve görüşmemenin sonuçları birlikte değerlendirilmelidir.

Çocuğun üstün yararı;

  • Her durumda görüşmenin devam etmesi,

  • Her şiddet iddiasında ilişkinin kesilmesi,

  • Çocuğun tek bir beyanının kesin kabul edilmesi

anlamına gelmez. Karar, bütün koşulların uzman desteğiyle değerlendirilmesine dayanmalıdır.

Uzman Raporlarının Yetersiz veya Tek Taraflı Hazırlanması

Çocukla kişisel ilişki ve aile içi şiddet dosyalarında uzman raporları önemli rol oynayabilir. Ancak raporun güvenilirliği kullanılan yönteme bağlıdır.

Şu eksiklikler raporun değerlendirme değerini azaltabilir:

  • Yalnızca ebeveynlerden biriyle görüşülmesi,

  • Çocukla uygun olmayan ortamda görüşme yapılması,

  • Dosyadaki belgelerin incelenmemesi,

  • Çocuğun yaş ve gelişim düzeyinin dikkate alınmaması,

  • Tek görüşmeyle kesin sonuç çıkarılması,

  • Şiddet riski ile ebeveyn çatışmasının ayrılmaması,

  • Alternatif kişisel ilişki yöntemlerinin değerlendirilmemesi.

Mahkeme uzman raporunu otomatik olarak kabul etmek yerine yöntemi, dayanakları ve dosyanın bütünüyle uyumunu incelemelidir.

Birbiriyle Çelişen Mahkeme Kararları

Boşanma, velayet, kişisel ilişki ve 6284 tedbirleri farklı dosyalarda incelenebilir. Bu durum aynı kişiler hakkında birbiriyle uygulanması mümkün olmayan kararların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Örneğin bir mahkeme belirli günlerde çocukla kişisel ilişki kurulmasına karar verirken başka bir mahkeme çocuğa yaklaşmama tedbiri uygulayabilir. Benzer şekilde çocuk teslimi kararı ile eşe yaklaşmama yasağı aynı saat ve yerde tarafları karşı karşıya getirebilir.

Bu sorunların önlenmesi için;

  • İlgili dosyaların birbirinden haberdar edilmesi,

  • Önceki kararların mahkemeye sunulması,

  • Karar kapsamlarının açıkça belirlenmesi,

  • Güvenli teslim yönteminin düzenlenmesi,

  • Çelişki ortaya çıktığında açıklama veya değişiklik talep edilmesi

gerekir.

Tedbir Kararlarının Boşanma Davasında Kesin Delil Gibi Kullanılması

6284 kapsamında verilen tedbir kararı, geçici ve ihtiyati niteliktedir. Bu karar, hakkında tedbir uygulanan kişinin suçlu olduğunu veya boşanmada kusurlu bulunduğunu tek başına kesinleştirmez.

Tedbir kararına konu olaylar boşanma veya velayet davasında değerlendirilebilir. Ancak aile mahkemesi, bu olayları ilgili davanın delil ve ispat kuralları içinde ayrıca incelemelidir.

Yalnızca tedbir kararının varlığından hareketle kesin kusur, suç veya velayet sonucu çıkarılması; tedbirin hukuki niteliğinin göz ardı edilmesine yol açabilir.

Tedbir Kararlarında Masumiyet Karinesine Aykırı Dil Kullanılması

Tedbir kararı, kişinin şiddet suçunu kesin olarak işlediğini belirleyen ceza mahkûmiyeti değildir. Bu nedenle karar dilinin ihtiyati niteliğe uygun olması gerekir.

“Kişinin şiddet uyguladığı sabittir” gibi kesin suçluluk bildiren ifadeler yerine, mevcut iddia ve risk değerlendirmesine dayalı geçici koruma kararı verildiği belirtilmelidir.

Bu ayrım, mağdurun korunmasını engellemez. Tedbir kararının kesin ceza sorumluluğu doğurmadığının gösterilmesi, masumiyet karinesi ile koruma sisteminin birlikte işlemesini sağlar.

Tedbir İhlali İddialarının Yetersiz İncelenmesi

Tedbir ihlali iddiası iki yönden önemlidir. İhlalin gerektiği gibi araştırılmaması korunan kişiyi tehlikede bırakabilir. Buna karşılık gerçekleştiği yeterince ortaya konulmayan bir ihlal nedeniyle zorlama hapsi uygulanması kişi hürriyetini ihlal edebilir.

İncelemede;

  • Olay tarihinde yürürlükte bir karar bulunup bulunmadığı,

  • Kararın kişiye bildirilip bildirilmediği,

  • İsnat edilen davranışın hangi tedbiri ihlal ettiği,

  • Mesaj, kamera veya tanık kaydı bulunup bulunmadığı,

  • Karşılaşmanın tesadüfi olup olmadığı,

  • Kişinin ihlal kastıyla hareket edip etmediğini gösteren koşullar

değerlendirilmelidir.

Koruma ihtiyacı ile kişi hürriyeti arasında adil denge kurulması, ihlal iddiasının hızlı fakat özenli biçimde incelenmesini gerektirir.

Tedbirin Zaman İçinde Biriken Etkisinin Dikkate Alınmaması

Her tedbir kararı ayrı ayrı kısa süreli görünebilir. Ancak birbirini takip eden kararların toplam etkisi aylar veya yıllar boyunca devam edebilir.

Tedbirlerin biriken etkileri şunlar olabilir:

  • Kişinin uzun süre konutundan uzak kalması,

  • Çocuğuyla bağının zayıflaması,

  • İş ve sosyal çevresinin değişmesi,

  • Ortak malvarlığı işlemlerinin yapılamaması,

  • Aile ilişkilerinde kalıcı kopuş oluşması,

  • Korunan kişinin sürekli belirsizlik içinde kalması.

Uzatma değerlendirmesinde yalnızca son kararın süresine değil, tedbirlerin toplam uygulama dönemine ve taraflar üzerindeki bütüncül etkisine bakılmalıdır.

Başvurucuların Hukuki Bilgiye Erişim Sorunu

6284 başvuruları avukat zorunluluğu olmadan yapılabilir. Bu durum korumaya erişimi kolaylaştırır; ancak tarafların kararın kapsamını ve itiraz yollarını anlamasında güçlük yaşanabilir.

Sık karşılaşılan sorunlar şunlardır:

  • İtiraz süresinin bilinmemesi,

  • Dilekçenin yanlış mahkemeye sunulmasından endişe edilmesi,

  • Korunan kişinin rızasının tedbiri kaldırdığının sanılması,

  • Çocukla ilişki kararının kapsamının anlaşılamaması,

  • Tedbir ile ceza mahkûmiyetinin karıştırılması,

  • Zorunlu iletişimin nasıl yürütüleceğinin bilinmemesi.

Kararların sade, açık ve uygulanabilir biçimde yazılması; itiraz süresi ve merciinin doğru gösterilmesi bu sorunların azaltılmasına yardımcı olur.

Kurumlar Arası Koordinasyon Eksikliği

6284 uygulaması yalnızca mahkemelerin sorumluluğunda değildir. Kolluk, savcılık, mülki idare, sosyal hizmetler, sağlık kurumları, okullar ve çocuk teslim birimleri sürecin farklı aşamalarında görev alabilir.

Kurumlar arasında güncel bilgi paylaşılmaması;

  • Riskin doğru değerlendirilememesine,

  • Tedbirin geç uygulanmasına,

  • Birbiriyle çelişen işlemlere,

  • Çocukların güvensiz teslimine,

  • İhlallerin gözden kaçmasına,

  • Korunan kişinin tekrar tekrar aynı olayı anlatmak zorunda kalmasına

neden olabilir.

Etkili bir sistem, yalnızca hızlı karar değil, karar sonrasında koordineli uygulama ve takip gerektirir.

Etkili Koruma ile Hukuki Güvenceler Birlikte Geliştirilmelidir

6284 uygulamasındaki sorunların çözümü, koruma tedbirlerini işlevsizleştirmek veya şiddet mağdurunun beyanını değersizleştirmek değildir. Aynı şekilde hızlı koruma amacı, hakkında tedbir uygulanan kişinin temel haklarını bütünüyle göz ardı etmeyi gerektirmez.

Daha dengeli bir uygulama için;

  • Sistemli risk değerlendirmesi yapılması,

  • Koruyucu ve önleyici tedbirlerin ayrılması,

  • Tedbirlerin olay bazında belirlenmesi,

  • Sürelerin gerekçelendirilmesi,

  • İtirazların esas yönünden incelenmesi,

  • Uzatma kararlarında güncel risk değerlendirmesi yapılması,

  • Çocukla ilgili kararların uzman desteğine dayanması,

  • Tedbirlerin açık ve uygulanabilir yazılması,

  • Kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi,

  • Gerçek şiddet risklerine karşı kararların etkili uygulanması

gerekir.

6284 sayılı Kanun’un koruma kapasitesi ile hukuk devleti güvenceleri arasında zorunlu bir çatışma bulunmamaktadır. Somut gerekçeye dayanan, güncel riski değerlendiren ve ölçülü biçimde uygulanan kararlar hem şiddet mağdurlarının güvenliğini güçlendirir hem de tedbir sistemine duyulan güveni artırır.